Kuran kuşak, batıran kuşak, takmayan kuşak…

yazi01-2

İş dünyasında şirket ömürlerinin kısalığı büyük bir sorundur. “Baba kurar, oğul batırır, torun edebiyat tarihi okur” benzeri sözlere hemen her kültürde rastlanır. Bu sözdeki gizli gizli edebiyat tarihini aşağılayan söylemi bir kenara bırakırsak, anlatılan oldukça net: Kurucunun şirketi ikinci kuşak tarafından yaşatılamıyor. Üçüncü kuşak da bu durumu önemsemiyor.

Türkiye’deki ortalama şirket ömrü 10 yıldan biraz fazla. Bu rakam birçok ülkede benzer seviyelerde… Temel sorun kurucu kuşak sonrasında ortaya çıkıyor. Yani özellikle ikinci kuşağa devir sonrası doğan sorunlar şirketin sonunu hazırlıyor.

İşin ilginç tarafı şirketin sonunu hazırlayan neden, kurucu kuşağın ikinci kuşakla ilgili yeteri kadar hazırlığın olmaması.

Örneğin ABD’de birkaç yıl önce yapılan bir araştırma, kurucu kuşağın yerine veliaht bırakmayı stratejik olarak düşünmediğini ortaya koyuyor. Dr. George S. Vozikis tarafından yapılan araştırmaya göre, gelecek 5 yılda emekliye ayrılacak aile şirketi yöneticilerinin neredeyse yarısının veliaht seçimiyle ilgili herhangi bir planı yok.

Tabii sonuç korkunç oluyor. 1143 aile şirketinin katıldığı araştırmanın bir başka göstergesi ise, dördüncü kuşağa devreden şirket oranının yüzde 5’in altına düşmüş olması.

İşte bu nedenlerle özellikle aile şirketlerinin veliaht seçimi konusunda ciddi ciddi çalışmaları ve aile anayasalarını hazırlamaları önem kazanıyor. Küçük işletmelerin kurucularla bütünleşmiş olmaları, kurumsallaşamamaları gibi nedenlerle kurucularıyla birlikte terk-i hayat etmeleri anlaşılabilir. Ancak orta büyüklükteki işletmelerin yaşamaları, hem ülke ekonomisi hem de toplumsal hayat açısından çok önemli. Çünkü bir şirketin ölümü, sadece ticari bir işletmenin piyasadan çekilmesi değildir. Aynı zamanda insanların işsiz kalması ve ülkenin değerlerini yitirmesidir de… Bu olumsuzluklar şirketin büyüklüğü oranında artıyor.

Velhasıl, her büyüyen ve büyüme potansiyeli bulunan şirket, kurucu kuşak sonrasına hazırlanmaya hemen başlamalı.

Hemen şimdi…

Çünkü hiç kimsenin ne sabaha çıkmaya senedi, ne de benden sonra tufan demeye hakkı var…