Bilmediğini bilmemek cehennemi…

answersites

Dünyanın ilk yazılı metinleri sayılan Mezopotamya kil tabletlerinde bile “bilinç” meselesine dikkat çekilir. İnsanın, kendini, çevresini, durumunu idrakinin önemine vurgu yapılır.

Antik Yunan’a gelindiğinde ise bir okulun kapısında “matematik bilmeyen giremez” yazarken, diğer birinde “kendini bil” yazıyordu.

Sokrates’in kendini bilmez ve kibirli Sofistlerle tartışırken söylediği söz meşhurdur: “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir”… Ne bildiğini ya da bilmediğini bilmek, kendini bilmenin önemli mertebelerindendir.

***

Kimi bilir, bildiğini bilmez…

Kimi bilmez, bilmediğini de bilmez…

Kimi bilmez, ama bilmediğini bilir…

Kimi bilir, bildiğini de bilir…

***

Tüm bu durumların en iyisi, şüphesiz bildiğini bilmek durumudur. Bazı uzmanlar bu duruma “bilinçli farkındalık” diyorlar. Biri herhangi bir konudaki uzmanlığının veya bilgisinin farkındaysa bilinçli farkındalık düzeyindedir. Tabii bu duruma uygun davranır, uygun stratejiler oluşturup uygularsa başarı şansını artırır. Dolayısıyla bilinç düzeylerinin en tekâmül etmiş hali budur…

***

Uzmanlığının farkında olmayan, yani “bildiğini bilmeyenler” grubu ilginçtir. Bu gruptakiler ellerinin altındaki altın madeninin farkında değillerdir. Bu nedenle atacakları adımları planlarken hata yapma ihtimalleri büyüktür. Ancak, bu durumdan kurtulmaları çok zamanlarını almaz. Bir biçimde ne bildiklerinin farkına varmaları, onları bir adımda “bilinçli farkındalık” düzeyine yükseltir.

***

İhtiyaçları olan bilgiyi bilmeyen, ama bunu bilmediklerini bilenlerin işi de nispeten kolaydır. Çünkü onlar muhtaç oldukları bilgiyi bilmemekle birlikte, bu bilgiyi bilmediklerini de bilirler. Yani öğrenme yolunda ilk adımı atmışlardır. Ne bilmesi gerektiğini bilir ve öğrenmek için gerekeni yaparak bilmediğini öğrenebilir. Sonuçta gideceği yer yine bildiğini bilmek olacaktır.

***

Gelelim en zor duruma. Yani bildiğini bilmeme durumuna…

Bilmediğini bilmeyen, ne bilmesi gerektiğini de bilmez. Ama en kötüsü bildiğini sanmasıdır. Bildiğini sanan, bilmediğini bilmeyen, iflah olmaz bir şuursuzluk cehenneminde sınırı olmayan bir düşüş içindedir… Bu aşamadan kurtuluş için sağlam darbelere ihtiyaç vardır; yaralayacak kadar güçlü, ama öldürmeyecek kadar hafif darbelere… Ömrü olan bu darbelerle kendine gelir ve bilmediğinin bilincine varır.

Aksi takdirde?

Aksi takdirde, sözkonusu olan bir insansa sıfır bilinçle geldiği dünyada, düşük bilinçle yaşar gider.

Yok, eğer sözkonusu olan bir şirketse durum değişir. Şirketler bilmediğini bilmeme düzeyiyle uzun yaşayamaz, ölür gider…