Eski Kârlar Bardak Oldu

eski-karlar

Çok uzun zaman önce, Turgut Özal iktidarının ilk, eski Türkiye’nin son yıllarında bir matbaada çalışıyordum. Patronumuz bir işin fiyatını çıkarırken basit bir formül uygulardı:

Kağıt bedeli x 3 + kafana göre kâr = Teklif

Formülün zor kısmı kâğıdı hesaplamaktı. Kâğıdın metrekaresi, gramı ve baskı adediyle belirlenen kâğıt bedeli üçle çarpılır, ortaya çıkan rakam yeterli görülmezse “makul” bir miktar daha “kâr” olarak eklenir ve babanın oğluna verebileceğin bir teklif ortaya çıkardı…

Kağıt üçle çarpılıyordu ve sonuçta; bir pay kağıt, ikinci pay baskı ve kalıp gibi diğer masraflar, üçüncü pay ise kâr oluyordu… Sonradan eklenen ekstra “kafana göre kâr” ise, düşük maliyetli işlerde geçerli.

Netice itibarıyla yüzde 33’ün altında kârla herhangi bir iş yapılmıyordu. Bazı küçük ve orta büyüklükteki işlerde ise yüzde binlerin çok üzerinde kârlar elde ediliyordu.

Tabii bu durumda yanlış hesaplanan bazı maliyetlerin cezası da müşteriden çıkıyordu. ‘90’lı yıllarda bir reklam ajansı zamanın parasıyla 12 milyon lira teklif vermesi gerekirken, yanlışlıkla verdiği 60 milyon lira teklif müşteri tarafından kabul edilmiş, teklifi veren arkadaşın adı “12/60” kalmıştı.

***

Yine aynı yıllarda bir Alman firmasıyla Türk firması arasında birleşme oluşturmaya çalışan danışman bir arkadaşın başından geçenler de oldukça ilginç. Reçel üreticisi firma ile Almanları, Anadolu’daki fabrikada bir araya getiren arkadaş, aynı zamanda çevirmenlik yapıyor. Almanlar soruyor:

“Kâr oranınız nedir?”

Türk ortaklar birbirine bakıp, gözlerini havaya dikiyor, hesaplamaya çalışıyor, sonra omuz silkip cevap veriyorlar:

“Ürününe göre yüzde bin ile 2 bin hatta 3 bin arasında.”

Danışman arkadaş böyle bir kâr bilgisinden sonra görüşmenin biteceğinden endişelenip kârı biraz düşük gösteriyor:

“Yüzde 30-40 civarında.”

Almanların gözleri fal taşı gibi açılıyor:

“Nasıl bu kadar müthiş kârlar yapabiliyorsunuz. Bu gerçekçi değil.”

Sonuçta iş olmuyor. Ve en büyük neden ifade edilen yüksek kârları inanılmaz bulmaları oluyor.

***

Son yıllarda kâr oranları sürekli düşüyor. Daha doğrusu normalleşiyor.

Ekonominin normalleşmesi, enflasyonun düşmesi, teknolojinin gelişmesi, sermayenin, malın ve hatta hizmetin küreselleşmesi en önemli nedenler.

Teknolojik gelişmelerin daha sıkı takibi, verimliliğin önem kazanması, doğru hammaddenin ve yarı mamulün daha uygun fiyata temini için araştırma, daha rekabetçi fiyatlar da bu sürecin sonuçları…

***

Sonuçta yeni şartları erken fark eden ve uyum sağlayan kazanıyor. Diğerleri de eski kârların hayaliyle avunup, bitimsiz şikâyetlerini dile getirirken hiç sıkılmıyor:

“Piyasanın tadı kalmadı.”

“Bu kârlarla iş yapılmaz.”

Ama İstanbul Ticaret Odası’nın munzam aidatları öyle demiyor. Her yıl olduğu gibi bu yıl da İstanbul şirketlerinin kârı arttı.

Yani kâr oranları düşüyor ama kârlılık artıyor.

Eski kârlar iyi ki hayal oldu. İstikrarsız, hukuksuz, enflasyonist, 4 yılda bir kriz, 10 yılda bir darbe olan bir ortamda tabii ki kâr oranları yüksek olacaktı.

Bugün sadece kârları hesaplayıp bir rüya gibi hatırladığımız o günleri biraz dikkatle düşünür ve hatırlarsak aslında kâbus olduklarını hemen fark ederiz.