‘Velinimet Kral’ Çağına Hoş Geldiniz

Shopping2

Henüz manifatura dükkanlarında kumaş toplarının açıldığı tezgahlara boyum erişmezken, bazı tezgahtarların tutumlarına da aklım ermezdi.

Evin erkeğini temsilen annemle alışverişe çıktığımızda, manifatura ve tuhafiye mağazalarına da uğrardık. O efsunlu kokulu dükkanların her rafında, her çekmecesinde farklı bir sürpriz gizliydi. Ancak beni en çok etkileyen, tezgahtarların güler yüzle, saygıda kusur etmeden ve sıkılmadan onlarca çeşit ürünü tezgaha yığmaları olurdu. Ben sıkılır, alışveriş bitse de oyuna dönsem, düşüncesiyle acele ederdim, ancak annem birkaç top kumaş daha indirmelerini söylerdi raflardan ve uzun uzun özellikleri, fiyatlarıyla ilgili sorular sorardı. Bazen hiçbir şey almadığımız halde, güleryüzle uğurlanır, “tekrar beklenirdik.”

Bir mağaza müstesna…

O mağazadaki tezgahtarlar hiç tezgahtara benzemezdi. Bir kere kravatlıydılar, sonra hiç gülmezlerdi. Çeneleri hafif kalkıktı. Sanki sürekli tavandaki titreşen floresana doğru bakarlardı. Bizi dinlerken gözlerini indirmek zorunda kalırlardı, tabii başları konumunu korurdu. Mağazaya girdiğimizde “buyurun”, çıkarken “tekrar bekleriz” demezlerdi. Beni en çok şaşırtan ve ne yalan söyleyeyim tek olumlu bulduğum yönleri, raflardaki her kumaşı indirmezlerdi. Üç, bilemediniz beş top indirdikten sonra “bugün bu kadar” gibi kabaca birşeyler mırıldanırlar ve biz o gün başka kumaşa bakamayacağımızı anlardık.

Bu mağazanın adı da bir garipti: Sümerbank…

Manifaturacı bankacı gibi…

Çalışanları memur, ürünleri ucuz, bu nedenle sürekli zarar eden bir garip “şey”…

***

Müşterinin satıcıya mahkum olduğu dönemin en uç örneği Sümerbank ve benzeri kurumlardı. Rekabetin pek yaşanmadığı dönemlerde sıradan manzaralar…

Müşteri, “olmayan” dolayısıyla “yok satan” ürüne ve tabii satıcıya “mahkûm”du…

***

Satıcı fiyatı belirlerdi; müşteri öderdi.

Ürün kalitesi hak getireydi, kaliteli ürünler sadece Almancılara mahsustu.

Garanti “bizzat” verilirdi, yani hiçbir garantisi yoktu.

Müşteri utana sıkıla şikayetini dile getirirse, “işine gelirse” denirdi.

Her dükkanda “müşteri velinimetimizdir” levhası asılıydı, ancak bu genellikle göstermelikti.

***

Sonra yavaş yavaş herşey değişmeye başladı. Dünya için üretmeye ve dünyaya satmaya başlayan Türkiye’de kaçınılmaz olarak dünya kuralları işlemeye başladı.

O eski seçeneksiz müşteriler, tercihler cangılında ürün sağanağına tutuldular.

***

Rekabet, herkese müşterinin gerçekten velinimet olduğunu hatırlatmakla kalmadı, üstüne bir de “kral” veya “kraliçe” unvanını verdi.

Müşterinin sadece ağzından çıkanları değil, gözünün içine bakarak ima ettiklerini, hatta zihnini okumaya çalışarak düşündüklerini emir telakki etme zamanıdır…

“Velinimet Kral” çağına hoş geldiniz.