Nereden nereye bakıyor ve ne görüyorsunuz…

viewpoint

Bundan dört yıl önce editörlüğünü yaptığım Konut Dergisi’nde yazdığım bir yazının bir bölümünü paylaşmak istiyorum sizinle. O günlerde bir süredir devam eden yeni konut üretimi zirve yapmış, yepyeni farklı konutlar, yaşam alanları ortaya çıkmaya başlamıştı. Bu konuyu araştırdığımız dosya konusunu tanıtan yazıdan bugüne yansıyanlar şöyle:

***

“Sevgili annemin, hem yakınma hem de dilek içeren sözleri hala kulağımda:

- Başımızı sokacak bir evimiz olsun Allah’tan başka bir şey istemem.

Tüm çocukluğum boyunca sayısız kere bu sözü duydum ondan. Sonra bir gün “başımızı sokacak bir evimiz” oldu. Annem hâlâ o evde yaşıyor. Allah’tan, sağlık gibi bazı mütevazı talepleri hâlâ oluyor ama evinden çok memnun.

Müteahhit “helal süt emmiş” biri olduğu için malzemeden çalmamış ve evimiz sağlam. Kentin işlek bir caddesinden olduğu için pencereden seyredeceği canlı bir dünya var. Ancak ev bugün üretilen evlere pek benzemiyor.

Öncelikle plan, sigara kâğıdına çiziktirilmiş bir karalamaya dayanarak oluşturulduğu için pek verimsiz. Kullanılmayan boş alanlar var. Ergonomi kavramıyla bile tanışılmamış dönemlerde yapıldığı için kullanımı zor ayrıntılarla dolu. Bitişik nizam olduğu için sıkıntı veriyor. Otopark, yeşil alan ve aklınıza gelebilecek herhangi bir sosyal alandan tamamen uzak.

Hülasa evimiz, başımızı sokabileceğimiz bir barınak ama çağdaş bir yaşam alanı sayılmaz.

Son yıllarda yapılan evlerle 20 yıl öncesinin evleri arasındaki farkı kısaca vurgulamanın en kolay yolu bu: Biri barınak, diğeri yaşam alanı.

(…)

Belki biraz iddialı olacak ama bence, barınaklardan çıkarak yaşam alanlarına yerleşenler, gerçek anlamda ilk kez şehirli oluyorlar, yerleşik hayata geçiyorlar. Konut bir yaşam alanı olduğunda, kent de bir yaşam alanı olarak algılanacak ve görünüşü de, anlamı da değişecek.”

***

Evet, dört yıl önce yeni konut projelerini böyle değerlendirmişim. Bugün de aynı şeyleri düşünüyorum. Kentleri yavaş yavaş değiştiren yeni projeler arttıkça kentin görünümü değişiyor. Artık kentin görünümünü daha hızla ve köklü biçimde değiştirecek yeni bir girişim gündemde; kentsel dönüşüm.

Konuyla ilgili yapılan tüm eleştirilere rağmen, “kentlerin durumu o kadar kötü ki ne yapılırsa yapılsın ortaya çıkacak şey bundan kötü olamaz” olarak özetlenebilecek görüşlerim nedeniyle ben gelecekten umutluyum…

Özellikle deprem riski taşıyan evlerin yenilenmesini içeren kentsel dönüşümün dönüştürdüğü sadece bina stoku olmayacak. Bir süredir hızlanan “hayat tarzımız”daki değişim de kentsel dönüşüm sayesinde daha bir ivme kazanacak.

Peki bu iyi mi, kötü mü?

Nerede durduğunuza, nereye baktığınıza ve ne gördüğünüze göre değişir.