Dördüncü kuvvet sosyal medya…

social1

Eskiden sosyal medya mı vardı? Eskiden dediğim beş yıl öncesine kadar doğmuş olsa da henüz emekleme çağındaydı sosyal medya…

Birkaç yıl içinde küresel bir fenomen haline geldi ve “bağımlıları” ortaya çıktı. Bağımlılar derken, her gün 8-10 saatini sosyal medyada geçiren ve bu ortamda bulunamadığında bir müptelanın iptilasından mahrum kaldığında gösterdiği emarelerin ortaya çıktığı hastalardan bahsediyorum.

Belki sosyal medyayı kullananların küçük bir kısmı, yukarıdaki derecede “bağımlı”… Ancak sosyal medyanın ortalama kullanıcısı bile her hafta birkaç saatini bu ortamlarda geçiriyor. Yani internet ve bilgisayar kullanabilen günümüz insanlarının hemen hepsi sosyal medyada “sosyalleşiyor” ve bir anlamda bu sanal ortamda “yaşıyor”…

Sosyal medya aslında yeni bir dünya… Bu dünyanın bildiğimiz dünyadan oldukça farklı olduğunu söylemeye gerek yok…

Öncelikle sanal dünyanın kendisi gibi yaşayanlarının da bir kısmının görünen kimliği “sanal”… Ancak görünen kimliklerin sanal olması, o sanal kimliğin arkasında gerçek bir insanın olduğunu unutturmamalı.

Sosyal medyanın klasik medyadan farkları da oldukça temel… Öncelikle sosyal medyada bulunan insanların hepsi hem okur hem de yazar.  Herhangi bir konuda twit atan ya da görüşlerini kısaca yazarak Facebook hesabından paylaşan sanal ya da gerçek kişi teorik olarak milyonlarca kişiye ulaşabiliyor ve “kamuoyu” oluşturabiliyor.

İşte bu nedenle yazımızın başlığı “dördüncü kuvvet sosyal medya”… Çünkü kamuoyu oluşturma bugüne kadar sadece “klasik medya” sayesinde mümkün olabiliyordu. Artık bu işi sosyal medya da yapabiliyor. Bu iki ortamın kamuoyu oluşturması da birbirinden farklı…

Klasik medya, sahibi ve yazarı belirli olan yayın organlarından oluştuğu için daha kolay denetlenebilir ve yönlendirilebilir durumdadır. Liberal ekonominin uygulandığı ülkelerde yayın organlarının ana gelir kaynağı reklam olduğu için tek kanaldan yönlendirilmeleri daha az mümkün olur. Ancak imkânsız değildir. İşte bu yönlendirmenin merkezî olarak yapılması sosyal medyada pek mümkün görünmüyor.

Örneğin yayınlanması istenmeyen haberleri engellemek internet ve sosyal medya sayesinde hemen hemen imkânsız hale geldi. Wikileaks belgeleri gibi küresel skandallara yol açan sızıntılar bir yana aldığı üründen memnun kalmayan bir tüketicinin Facebook’ta yaptığı bir yorum bile ses getirebiliyor.

Bu nedenle şirketler tüketici şikâyetlerini sosyal medyada da izliyor ve normal kanallarla yapılan başvurulara göre çok daha hızla sonuçlandırabiliyor.

Sosyal medya sadece şirketlerin daha müşteri odaklı olmalarını sağlamıyor, devleti de vatandaş odaklı hale getiriyor.

Geçenlerde Uluslararası Yöneticiler Derneği’nin düzenlediği seminerde konuşan Harvard Üniversitesi’nde kurulan ABD e-devlet merkezi eski araştırmacılarından Recep Erdem Erkul, sosyal medyanın kamu hizmetlerinde dünya çapında önemli değişimlere yol açtığını ifade etmiş. Erkul sosyal medya ve internet sayesinde “bugün git yarın gel” döneminin sona erdiğini de eklemiş.

Kısaca sosyal medya hayatın her alanına yaptığı etkiyi giderek artırıyor. Sosyal medya, “sanal” görülmesine rağmen, “gerçek” etkisiyle, gerçekten kamuoyu oluşturuyor ve “dördüncü kuvvet” olmanın hakkını veriyor.