Yerli otomobil, sadece yerli otomobil değildir

devrim

Gazetelerde elektrikli yerli otomobille ilgili haberleri okumuşsunuzdur. Toyota Corolla kasası kullanılarak, Derindere Motorlu Araçlar tarafından üretilen araç ayda 100 adet üretilecekmiş.

Yerli otomobil sanayi oluşturmak için aranan “babayiğit” henüz bulunmasa da çalışmalar sürüyor. Üstelik yarım asırı aşan bir süredir. O zamanlardan beri başarılamayan yerli otomobil konusundaki tartışmalar da 50 yıl öncesine benziyor. Bakın yerli otomobil tartışmalarının hararetlendiği 1960’ların başında konuyla ilgili neler söylenmiş.

***

“Türkiyemizde sanayileşme hareketi pek yenidir. Henüz yürüme tecrübelerine girişen çocuk gibi bir şey. Başlayalı daha dün bir, bugün iki…

Vaziyet böyle iken, ortaya, pat diye bir “otomobil fabrikası” meselesi çıktı. Memlekette vidasından lastiğine kadar, her şeyi yerli otomobil yapılacak. Tipi de hazır: Türk tipi otomobil.

Hiç şüphesiz pek güzel bir teşebbüs ama bana sorarsanız lüzumsuz gibiye benzer.”

Gazeteci Doğan Nadi

“Mat olacak bir şey yok, hepimiz aynı şeyi söylüyoruz.”

Sanayici Vehbi Koç (Otomobil montaj tesisini gezen ve yerli otomobile muhalif yazılar yazan Doğan Nadi’nin “İnşallah biz mat oluruz” sözüne karşılık)

“Yerli otomobil yapılamaz. Bizim mükemmel montaj atölyelerimiz var. İhtiyacı karşılar.”

İşadamı Ferruh Verdi

“Yerli otomobil yapılabilir ve yapılmalıdır da…”

Doç. Dr. Necmettin Erbakan

“Meselenin iktisadi cephesi yayınlanmış bir etüd henüz mevcut değildir. Nasıl bir iktisadi hesap yapıldığı da meçhulümüzdür. Niçin montaj değil de yerli sanayi?”

İktisatçı Dr. Feridun Ergin

 “Yerli otomobil imali 800-900 milyon liralık bir yatırıma ihtiyaç gösterir. 1200 parça kadar çeşitli aksam yurt içinde imali gerekir. Bugünkü mali güçlükler içinde durum ortada. Diğer taraftan memleketimizde otomobil imaline başlansa bile hayat seviyesi ve Satınalma gücünün imali karşılayıp karşılamayacağı hesaplanmalı.”

Sanayi Bakanı Şahap Kocatopçu

***

Sonra?

Sanayi Bakanından sanayicisine kadar hemen herkes bu iş olmaz dese de darbe yönetimi 4-5 aylık bir sürede yerli otomobil yapılması için direktif veriyor. Haziran 1961’de ilk toplantısı yapılan yerli otomobil çalışmaları Ekim ayının sonuna kadar sürüyor. 29 Ekim 1961 günü yapılan Cumhuriyet Bayramı törenlerinde “benzini konması unutulan” yerli otomobil Devrim yolda kalınca proje terkediliyor. Yani benzin doldurulmamış bir depo nedeniyle yerli otomobil rüyamız yarım kalıyor. Bu dönemden bize kalan da Cemal Gürsel Paşa’nın meşhur vecizi oluyor: “Garp kafasıyla otomobil yaptık, Şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk.”

O yıllarda yerli otomobil çalışmalarına başlanmasının nedeni “milli bir heyecan yaratmak” ya da gerçekten “yerli otomobil sanayii kurmak” olabilir. Ancak ana nedenin bu olmadığını anlamak için yerli otomobil çalışmalarından sadece birkaç ay önce Sanayi Bakanı Şahap Kocatopçu’nun sözlerine bakmak yeterlidir. Kocatopçu, yerli otomobil yapmak için ne yeterli imkânın ne de üretilen otomobilleri tüketecek bir kitlenin memlekette olmadığını söyleyip tartışmaları “gereksiz” buluyor. Bu beyanattan birkaç ay sonra neden yerli otomobil yapılması için düğmeye basılmış olabilir?

Benim cevaplarımdan biri 15 Ekim 1961 tarihinde gerçekleşen genel seçimler…

15 Ekim 1961 günü “İkinci Cumhuriyet’in ilk seçimleri” yapılıyor. Sonra da Haziran 1961’den beri süren “yerli otomobil” heyecanı yavaş yavaş azalıyor.

Seçimlerde oyların “yanlış yerlere” verilmesi, İkinci Cumhuriyet’in “ihtiraslara kurban edilmesi” kısa süreliğine “engelleniyor”. Bu süreçte karınca kararınca “yerli otomobilin” de katkısı oluyor.

Yine de kimse tek başına hükümet kuramıyor birkaç yıl sonra da silahla devrilen partinin devamı iktidarı sandıkla alıyor ve saire… Neyse konumuz bu değil.

***

Bugün konuşulan “yerli otomobil” meselesi de sadece yerli otomobil sanayi kurulması ile ilgili değildir. Başarılı ve tercih edilen bir otomobil sahibi olmak milletin kendisine olan güvenini artırır. İhracatı mümkün olduğunda da tüm dünyada ülkeyi temsil eder. 1923 yılında bir yılda yapılan ihracatın bir iş saatinde yapıldığı bir dönemde olaya bu açıdan bakıldığında günümüzdeki ısrar ve “babayiğit” arayışı daha kolay anlaşılır.