İLK PİLOT HAVA ŞEHİDİ TAYYARECİ FETHİ BEY AYNI ZAMANDA BİR TEKNİSYENDİ…

6263-2014022811481-ist-kah hkk

Türk tarihinin ilk pilot hava şehidi Tayyareci Fethi Bey’in aynı zamanda bir teknisyen olduğunu biliyor muydunuz? Evet, Fethi Bey mesleğe uçak teknisyeni eğitimi almak üzere başlamış, daha sonra uçuşa olan tutkusu ile pilot olmuştu. Yüzbaşı Fethi Bey ve Şam Selahattin Eyyubi türbesinin haziresinde birlikte yattığı Üsteğmen Sadık ve Üsteğmen Nuri’nin hazin hikayelerini aktararak geçen ay 15 Mayıs’ta andığımız şehitlerimizi bir kez daha hatırlatmak istedik.
Türk tarihinin ilk hava şehitleri İstanbul Kahire seferini yaparken 27 Şubat 1914’te uçakları düşerek şehit olan Fethi ve Sadık Beylerdir. Kısa süre sonra aynı seferi yapan diğer uçak da düşer ve bu uçağın pilotu Nuri Bey de şehit olur. Tarihimizin ilk hava şehitleri Kudüs fatihi Selahattin Eyyubi’nin türbesinin yanına defnedilirler.
Fethi Bey Kimdir?
Şehitlerimizden Fethi Bey, Türk havacılığına yaptığı katkılar bakımından öne çıkar. İlk kol uçuşu ve ilk gece uçuşunu yapması, ilk savaş pilotlarımızdan biri olması, düşman hatları üzerine bomba atma fikrini ilk ortaya koyan kişi olması gibi birçok özelliği var.
Ne yazık ki Fethi Bey’in hayatıyla ilgili ayrıntılı bir çalışma yok. Bu nedenle hakkındaki bilgiler her kaynakta değişebiliyor. Örneğin, Sinemis Oğuz tarafından yapılan Türk Havacılığı’nda ilkler belgeselinin Fethi Bey’le ilgili bölümünde 1891 yılında doğduğu belirtilirken, Fethi Bey’in adına açılmış Özel Şehit Fethi Bey İlkokulu ve Ortaokulu’nun web sitesinde doğum tarihi 1887 olarak veriliyor. Ölüm tarihi konusunda da farklı kaynaklarda farklı günler verilir. Mezar taşlarında ve bazı kaynaklarda 3 Mart 1914 tarihi görülürken, diğer kaynaklarda Şam’dan havalandıkları ve uçaklarının düştüğü 27 Şubat 1914 tarihi verilir.
Makinist eğitimi için gidip pilot oluyor…
İlk hava şehidi pilotumuzun hayatıyla ilgili ayrıntılı bir çalışma yapılması dileğiyle bildiklerimizi aktaralım. Fethi Bey ilköğrenimi sonrası 1901 yılında Bahriye Çarkçı Mektebi İdadisi’nde eğitime başlar. 1908’de mezun olur ve çarkçı, yani makinist/teknisyen teğmen ve üsteğmen olarak çeşitli görevlerde bulunur. Askeri fabrikada, Hamidiye kruvazöründe ve silah tamir fabrikasında görev yapar. 1912 yılı Temmuz sonlarında İngiltere’nin Brooklands şehrindeki uçuş okuluna gönderilen ekipte yer alır. Ancak Fethi Bey, bu okula pilot olmak üzere gönderilmez. Bir çarkçı deniz subayı olan Fethi Bey’in İngiltere’ye gönderilme nedeni uçak motorları ve ahşap karoserlerinin tamiri ile ilgili eğitim almasıdır. Ancak Fethi Bey makinist olmak üzere gittiği okulda pilot kurslarına katılır. Uçuşa olan tutkusu, çalışkanlığı ve yeteneği ile pilot eğitimi için gelen arkadaşlarıyla arasındaki farkı kısa sürede kapatan Fethi Bey artık bir pilot adayıdır.
Ancak eğitimleri başladıktan birkaç ay sonra çıkan Balkan Savaşı genç pilot adaylarının okullarını tamamlamalarını engeller. Geri çağırılan Osmanlı subaylarıyla İstanbul’a dönen Fethi Bey, eğitimini İstanbul’da tamamlayarak brövesini alır.
İlk savaş pilotları…
Mezun oldukları gibi Balkan Savaşı’nda görevlendirilen pilotlarımız aynı anda Yeşilköy hava meydanının oluşması sürecine de katkıda bulunurlar. Balkan Savaşı başlarken elimizde toplam 14 uçak vardı. Bu uçakların 4 tanesi ise eğitim uçağıydı. Bu uçakları kullanacak 12 pilotumuzun isimleri ise şöyleydi: Fransa’daki Bucq Uçuş Okulu mezunları; Yüzbaşı Feza, Salim, Cemal, Mithat, Fevzi, Teğmen Salim ve Nuri Beyler ile İngiltere’deki eğitimleri yarım kalan Fethi, Fazıl, Abdullah ve Mehmet Beyler…
Artık Hava subayı olan Fethi Bey, Garp Ordusu’nda rasat subayı olarak görevlendirilir ve Selanik’e gider. Ancak Yunan ordusu Selanik’e yaklaştığı sırada iki uçağı düşmanın eline geçmemesi için yakarak arkadaşlarıyla İstanbul’a döner.
Fethi Bey ve ilkleri…
Kısa süre sonra pilot olarak atanan Fethi Bey, birçok ilke imza atar. Öncelikle vasıfları açısından bir ilk olan Fethi Bey, teknisyen eğitimli bir pilot olması dolayısıyla uçağın her noktasına hakimdi.
Osmanlı isimli Deperdusen model uçağıyla 800 metreden düşman hatları üzerinde keşif yapan Fethi Bey, bu görev sonrasında komutanlığa uçaktan bomba atılması fikrini sunar. Düşman hatlarının uçaktan bombalanması ile sağlanan faydalar dolayısıyla Fethi Bey’e gümüş liyakat madalyası verilir.
1913 yılının şubat ayında gerçekleştirdiği gece uçuşuyla, gece uçuşu yapan ilk Türk pilot unvanını da kazanır Fethi Bey…
Fethi Bey ilk uzun mesafeli kol uçuşunu gerçekleştiren pilotlardan biridir de… 23 Kasım 1913’te Yeşilköy’den Edirne’ye üç uçaklık bir filo olarak ulaşan Fethi Bey ve arkadaşları aynı gün geri dönerler.
Bu uçuştan bir hafta sonra, uçak alınması için Donanma Cemiyeti tarafından düzenlenen bağış kampanyasının broşürlerinin İstanbul’a dağıtılması için de bir uçuş yapar Fethi Bey. Bu uçuşu kampanyanın destekçilerinden Belkıs Şevket Hanım ile birlikte gerçekleştiren Fethi Bey, bir Türk kadınının yaptığı ilk uçuşun da pilotluğunu yapar.
İstanbul Kahire uçuşu…
Balkan Savaşı Osmanlı için büyük bir hezimetle biter, herkeste büyük bir hayal kırıklığı hüküm sürmektedir. Hem millete moral vermek hem de uluslararası planda büyük bir prestij kaybı yaşayan Osmanlı’nın imajını güçlendirmek için çareler aranır. Dönemin Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın verdiği kararla İstanbul ile Kahire arasında bir uçuş planlanır. Bu yolculuk için seçilen uçaklar Muavenet-i Milliye isimli Bleriot uçağı ile, Prens Celalettin isimli Depardussin marka uçak seçilir. Uçuşa tüm pilotlarımız gönüllü olur. Sonuçta Muavenet-i Milliye’ye pilot olarak Fethi Bey, rasıt olarak Sadık Bey, Prens Celalettin’e pilot olarak Nuri Bey, rasıt olarak da İsmail Hakkı Bey seçilirler.
Önce herşey yolunda gider…
Dönemin basınının büyük ilgi gösterdiği uçuş için hazırlıklar tamamlanır. 2 bin 500 kilometrelik yoldaki duraklar belirlenir ve bu uğrak yerlerine benzin, yedek parça gibi gerekli malzeme gönderilir. Toplam 25 saatlik uçuş öngörülen yolculuk iki uçağın 8 Şubat 1914’te İstanbul’dan törenle yolcu edilmesiyle başlar. Zaman zaman çeşitli nedenlerle zorunlu inişler gerçekleştirseler de iki uçak da yolculuğu başarıyla sürdürmektedir. Fethi Bey, Muavenet-i Milliye isimli uçağıyla Şam’a ulaştığında yolculuğun uzun ve zor kısmı biter. Bu gelişmelerden sonra Harbiye Nazırı Enver Bey, Mısır’la yaptığı telgraf görüşmeleriyle uçakların karşılanmasıyla ilgili programı düzenlemeye başlamıştır. Karşılama komitesi, yapılacak konuşmalar ayrıntısıyla belirlenir. Ne yazık ki iki uçak da hedefine varamayacaktır.
Üst üste iki kaza…
27 Şubat 1914 günü Şam’dan havalanan Yüzbaşı Fethi Bey yönetimindeki Muavenet-i Milliye, hedefi olan Kudüs’e ulaşamaz. Yapılan arama çalışmaları sonucu uçağın enkazı ve şehitlerimizin cansız bedenleri Taberiye gölü yakınlarındaki bir vadide bulunur. Bu sırada Nuri Bey ve İsmail Hakkı Bey, uçakları Prens Celalettin ile Halep’ten Şam’a ulaşır ve arkadaşlarının cenazesiyle karşılaşırlar. Bu olay üzerine uçuş planları değişen Nuri ve İsmail Hakkı Beyler 11 Mart 1914 günü Yafa’dan sahil yoluyla Mısır’a gitmek üzere havalanırlar. Ancak kısa süre sonra denize düşen uçaktan İsmail Hakkı Bey sağ kurtulurken pilot Nuri Bey boğularak şehit olur. Nuri Bey’in cenazesi de Şam’a getirilir ve belki de hedefleri olan Kudüs’e ulaşamadıkları için Kudüs Fatihi Selahattin Eyyubi’nin türbesinin haziresine defnedilirler. Nuri Bey’in ölüm tarihi ile ilgili de belirsizlik vardır. Şam’daki mezar taşında ölüm tarihi olarak 8 Mart 1914 tarihi verilirken Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın web sitesinde 11 Mart 1914 tarihi görülür.
Bir kente ismini veren şehit…
Olay büyük bir üzüntü yaratır. Dönemin en şöhretli pilotu olan Fethi Bey ve arkadaşlarının şehadeti tüm ülkeyi yasa boğar. Fethi Bey’in adı Muğla’nın Meğri kasabasına verilir ve Fethiye yapılır. Bugün Fethiye’de Fethi Bey adına 2005 yılında açılmış bir de anıt vardır. Aka Gündüz’den Behçet Kemal’e kadar birçok şair Fethi Bey ve arkadaşları için şiirler yazar. Hatta Sebilci Hafız Hüseyin Efendi tarafından okunan Tayyareci Fethi isimli bir neveser şarkı da vardır. Şarkının en temiz kaydını Odeon Türkiye’nin Youtube sayfalarında dinleyebilirsiniz. Sebilci Hafız Hüseyin’in yanık yanık söylediği gibi, “Ağla annem, ağlamanın yeridir / Tayyareden düşen oğlun Fethi’dir…”