Yeşilçam Başarılıydı Çünkü…

yesilcam

Yeşilçam yapımı filmler 1970’li yıllara kadar, tüm ülkede hep “kapalı gişe” oynadı. Her şehirde, kasabada onlarca sinema vardı. Çoğunun kışlık sinemasının yanında bir de yazlığı vardı. Sinemada sigara tüttürmek yasak değildi. Çekirdek çıtlatmak, hatta mütevazı sofralar kurulması sıradandı.

Allah’a şükür, sinemaya tencere tencere yemek getirilen bir dönemde büyüdüm. Aynı filmde, yaşlı, çocuk tüm seyirciler kahkahalarla gülüyor, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Filmler genellikle mutlu sonla bitiyor, seyirci sinemadan ayrılırken gülümsüyordu.

Sinemanın koltukları, pardon sandalyeleri yetmediğinde getirilen minderlerle yerlere oturuluyordu. Türk sinemasının bugün yaşadığı ikinci altın dönemi bile o yılların eline su dökemez. Çünkü o dönemin en önemli özelliği, her yıl üretilen yüzlerce filmden çok azının başarısız olmasıydı. Bugün ise çok azı büyük gişe başarısını elde ediyor, kalan tüm filmler çakılıyor. Buna da şükür çünkü, seyredilen filmlerin yarıdan fazlası “yerli”…

Neyse, yine Türk sinemasının birinci altın dönemine dönelim. O olağanüstü başarı nasıl elde edilmişti? Tüm ülke hipnotize olmuş gibi sinemaları nasıl doldurmuştu?

Aslında bu sorunun birçok cevabı olabilir. Ancak bence yapımcılarla, seyirciler arasındaki sağlıklı iletişim, en büyük başarı nedenidir. Yapımcılar film üretirken, seyircinin nabzını tutan sinema salonu işletmecilerinin tavsiyelerini dinliyorlar, tabiri caizse “ne diyorlarsa yapıyorlardı”.

Salon işletmecileri, “Cüneyt Arkın ile Türkan Şoray’ı oynadığı, şu, şu konuda bir film” sipariş ediyor, yapımcılar da çekiyordu. Hatta seyircinin çok olduğu bölgelerde yaşayan insanlara göre bile filmler üretiliyordu.

Türkiye’de, o dönemlerde Çukurova’nın büyük bir izleyici kitlesine sahip olması “Adanalı kahramanlar” dönemini açmıştı. Yapımcılar Adana bölgesinde yaşanan ya da Adanalıların İstanbul’da yaşadıklarını anlatan filmlerle müthiş başarılara imza atmışlardı.

Adanalı Kardeşler, Adanalı Tayfur Kardeşler, Helal Adanalı Celal, Adana Urfa Bankası ve daha niceleri… Bu filmler, sinema sektöründe başarının anahtarının isimleri gibidir: Seyirciye istediğini vermek… Tabii bunun için önce seyircinin ne istediğini bilmek gerek. Bu konuda hem sinema, hem de TV dizi sektörü bence doğru yolda. Giderek daha çok seyirciyi “yakalayan” ürün piyasaya sunuluyor. Üstelik artık üretilen filmler sadece Türkiye’de değil onlarca ülkede de sevilerek izleniyor.

Türk sinema ve TV dizisi sektörünün çevre ülkelerdeki teveccühe uygun davranıp, Arap ülkeleri ve Balkanlarda geçen filmler üretmeye başlamasının da zamanı geldi. Üstelik tüm hakları televizyonlara devredilecek filmler üretmekten sıkılan yapımcıların, güçlü finansörleri o ülkelerde bulması da mümkün…

Öztürk Serengil’in Adanalı bir mirasyedi olarak söylediği “patates ekmiş altın biçmiş babam” şarkısındaki gibi, seyircinin istediğini eken, gişeyi biçer…