Ne ararsan var, derde devadan gayrı…

W-A-Rogers

Reklamcılığın “kurucu babalarından” Claude C. Hopkins, 1927 yılında yayınlanan Reklamcılık Yaşantım adlı kitabının “tıbbi reklamcılık” bölümünde şunları yazar:

“Şimdi artık doğru bulmadığım bir reklamcılık türüne geliyorum. Otuz yıl önce, ilaç reklamcılığı reklam yazarına en büyük olanağı sağlamaktaydı. Reklamcının yeteneği açısından en yüce denemeydi. Bir talep oluşturuluncaya kadar ilaçlar değersiz maldı. Eczacının raflarındayken şişesi bir centten bile envanter defterine kaydedilemezdi. Herşey reklama bağlıydı. (…)

O günlerde ilaçlar reklamcılık alanına egemen olmuştu. En iyi dergiler ilaç reklamlarını kabul ettiler. Hemen hemen hiç kimse meşruluklarını sorgulamadı. (…)

Geçmişteki her kötülüğün mantıklı bir savunması vardır. İlaç üreticileri arasında birçok ilkeli insan vardı. Bunlar, çok rastlanan durumlar için çare olacak ürünleri makul fiyatlara satarak insanlığa hizmet ettiklerini hissettiler. Doktorlara para ödeyecek durumda olmayanlara yardım ediyorlardı. Bu tezleri epey mantıklıydı. (…)

Fakat tıp bilimi ilerledi. (…) Hastalara bir tanı konması gerektiğini anladık. Belirtileri bastırmak yerine gerçek sorun bulunmalıydı. Olayların çoğunda kişinin kendi kendine ilaç kullanması doğru değildi.

***

Evet, bu uzun alıntıyı özellikle son paragraf daha iyi anlaşılsın diye yaptım. 1900’lerin başında ABD’de yaşanan sorunun bir benzeri hala sürüyor. Türkiye’de ilaç reklamının uzmanlık yayınları dışında yapılması yasak… Yani televizyon ve gazetelerle, herkese yönelik hazırlanan dergilerde ilaç reklamı yapılamaz.

Peki, günün her saatinde, hemen her kanalda yayınlanan “her derde deva ürünler” ne?

“Ürünümüz sağlık bakanlığı onaylı ve kesinlikle ilaç değildir.”

“Ürünümüz tamamen doğal bir üründür.”

Dedikten sonra “ilaç” olmaktan çıkan ürünün diğer özelliklerini saymaya başlıyorlar:

“Şu hastalığa iyi gelir…

“Bunun belirtilerini azaltır.”

“Hele ötekini, şıp diye keser…”

Ürünün diğer özellikleri “ilaç” olduğu “zannı” oluşturuyormuş; ne gam… İlaç olmadığı söylendi ya…

***

Bu ve benzeri tüm ürünler genellikle “alternatif tıp” adı altında pazarlanıyor. İşte tam da bu yüzden, 2 Kasım 2011 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan ve tıp çevrelerinde tartışmalara yol açan, Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 8. Maddesi’nin (ğ) fıkrasında yer alan şu ibare çok önemli:

“ Geleneksel, tamamlayıcı ve alternatif tıp uygulamaları ile ilgili düzenleme yapmak ve sağlık beyanı ile yapılacak her türlü uygulamalara izin vermek ve denetlemek, düzenleme ve izinlere aykırı faaliyetleri ve tanıtımları durdurmak. (Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevlerindendir.)”

Bu madde sayesinde “alternatif tıp”, devlet ve sağlık otoritesi tarafından, “kabul edilmeyen”, “görülmeyen” bir alan olmaktan çıkıyor, “denetim” altına giriyor. En azından öyle olmasını umuyorum.